Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 9. Milli İrade İftar Buluşmasında konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şu şekilde:
"Bugün son sahura kalkacak, yarın da son orucumuzu tutacağız. Bir yanda 11 ayın sultanına veda etmenin burukluğu, diğer yanda arınmış bir kalple bayrama kavuşmanın sevinci, coşkusu, heyecanı var.
Rabbim bu mübarek ayda kendi rızası için edilen duaları, yapılan ibadet ve hayırları kabul buyursun diyorum.
Bu sene ilk kez düzenlediğimiz Külliyede Ramazan programımıza çoğu çocuk ve genç, 450 binden fazla vatandaşımız iştirak etti. Yine bu ramazanda Gazze başta olmak üzere gönül coğrafyamızda zulme uğrayan kardeşlerimize el uzattık.
Yardımlarımızı artırmak suretiyle mazlum ve mağdurların yanında olmaya ihtimam gösterdik. Tüm gücümüzle, tüm kapasitemizle Gazze halkının yanındayız. İnşallah zulüm bitene, 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar da Filistinlilerin her daim yanında olacağız.
Milletimizin iftihar vesilesi olan sivil toplum örgütlerimizin de Gazze ve diğer İslam beldelerimiz için yardım kampanyaları tertiplediğini memnuniyetle müşahede ediyoruz.
Kuruluşlarımızın ramazandan sonra da Filistinli kardeşlerimizin acılarını paylaşacağına, ekmeği bölüşeceğine, dualarını Gazze’nin izzet ve şahsiyet abidesi evlatlarından eksik etmeyeceğine yürekten inanıyorum.
Ülkemizde birileri, Türkiye’nin İslam aleminde ve dünyada neye tekabül ettiğini halen idrak edemiyor. Bu çevreler kendi tarihlerini bilmedikleri, kendi atalarını tanımadıkları için Türkiye’nin tarihi ve kültürel derinliğinden de habersizler.
Mesela Suriye’deki devrime Türk milletinin niçin bu kadar sevindiğini, Suriyeli kardeşlerimizin zafer kutlamalarında neden Türk bayrağı açtığını, yeni Suriye hükümetinde niçin bu kadar Suriye’de eğitim görmüş bakan olduğunu kavrayamıyorlar. Bunları bilmedikleri için de dış politikada çuvallıyor iç siyasette kendilerini komik duruma düşürüyorlar.
Oysa biraz okuyup araştırsalar, biraz dünyayı gezseler, kendilerini hapsettikleri ideolojik mahallelerden biraz dışarı çıksalar bazı gerçekleri onlar da görecekler.
Türkiye’nin sıradan bir ülke olmadığını onlar da farkına varacaklardır. Bizim neden Türkiye Türkiye’den büyüktür dediğimizi öğrenecekler.
Aynı şekilde cahil diyerek, kitap okumuyor diyerek aşağıladıkları gençlerin bilgi, birikim, cesaret, vizyon ve donanım noktasında kendilerinden fersah fersah ilerde olduğunu onlar da anlayacaklar. Ama bunu yapmaya cesaretleri yok. Böyle devam ederlerse korkarım hiçbir zaman da göremeyecekler.
Aşırı özgürlük, bireycilik, radikal demokrasi adına devleti ve toplumu zayıflatacak yönelimlerin siyasallaştırılması devri hızla son buluyor.
Toplumu ve insanı ifsad eden, devleti zayıflatan popüler akımlar artık eskisi kadar rağbet görmüyor. Sadece Asya’da, Avrupa’da, Amerika’da değil hemen her yerde devletler toplumu ve kamuyu güçlendirmek için yepyeni politikalar geliştiriyor.
Ekonomiden ticarete, savunmadan nüfus oranına her alanda insanlık yeni mücadele dönemine kendini hazırlamaya çalışıyor. Türkiye olarak bizde tüm imkanlarımızla yeni dönemin hazırlıkları içindeyiz.
Yönetimde istikrarın kurumsallaştığı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçişten Savunma Sanayii alanında yaptığımız hamlelere, aile kurumunu hedef alan sapkınlıklarla mücadeleden iç cephemizin güçlendirilmesi çabalarına, Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda atılan adımlardan dış politikada kurduğumuz yeni denklemlere kadar çok geniş bir yelpazede bunun altyapısını oluşturuyoruz.
Bütün gayemiz 1071 Malazgirt ruhu ve İstiklal Marşımızda billurlaşan kardeşlik manifestosuyla 85 milyonun tamamını Türkiye Yüzyılı hedefinde buluşturmaktır. Böylece yeni küresel sistemde Türkiye’nin hak ettiği yeri almasını ve bu millete yakışır şekilde temsil edilmesini sağlamaktır.
Türkiye ne zaman kendisine biçilen konuma itiraz etse kökü dışarıda bazı odaklar tarafından hedefe konulmuştur. Türkiye ne zaman ezber bozan adımlar atma cesareti gösterse birileri hemen düğmeye basmış ülkemizin dikkatini dağıtmıştır.
Cumhuriyet tarihinde buna defalarca şahit olduk. Sağ-Sol, Alevi, Sünni provokasyonlarıyla bunu yaşadık. Üniversite gençliğinin kışkırtılmasıyla bunu yaşadık. Demokrasimize yönelik gayri meşru girişimlerle bunu yaşadık. Terör örgütlerinin hain, kalleş saldırılarıyla bunu yaşadık. Hükümetimiz döneminde Cumhuriyet Mitingleriyle, 7 Şubat MİT kriziyle, Gezi’deki sokak terörüyle, 15 Temmuz ihanetiyle bunu yaşadık ve gördük.
Bizi kendi içimize hapsetmek, kendi iç meselelerimizle meşgul etmek için her yolu denediler. Her yolu hala deniyorlar.
Sivil siyaseti, demokrasiyi ve Türkiye’nin kazanımlarını hedef alan bu saldırılarda silah olarak hep belli kavramlar, hep belli cümleler kullanılmıştır. Üzülerek söylüyorum çoğu zaman başarılı da oldular.
Gerçekten çok ağır bedeller ödedik. Ekonomik ve siyasi bakımdan irtifa kaybettik. Pırıl pırıl gençlerimizi bu kalleş çarkın insafsız dişlerine kurban verdik. Tüm bunların yanı sıra yıllarca üçüncü sınıf ekonomiye, üçüncü sınıf demokrasiye, kapasitemizin çok altında bir dış politikaya mahkum edildik.
İstanbul merkezli yolsuzluk ve terör soruşturması sonrasında yaşanan olayları bu fotoğraftan bağımsız değerlendiremeyiz. CHP Genel Başkanının yaptığı sorumsuz boykot çağrıları ile isim vererek yerli ve milli markaları tehdit etmesini yine bundan ayrı göremeyiz.
Bir haftadır yolsuzluğu örtmek, hırsızlığı gizlemek, soygunu perdelemek, sahtekarlığı savunmak adına her şeyi yaptılar. Marjinal sol örgütleri öne sürmekten gençlerin arkasına saklanmaya, ecdat mirası camilerimize terbiyesizlik yapmaktan güvelik güçlerimize hakaret edilmesine kadar her türlü kepazelik sergilendi.
Güya hak arama bahanesiyle, demokrasiyle, hukukla, meşru hak arama yollarıyla asla alakası olmayan çok tehlikeli bir provokasyona giriştiler. Ancak polisimizin soğuk kanlı ve kararlı tutumu, milletimizin sağduyulu tavrı, zorbalığa maruz kalmalarına rağmen vakarını koruyan gençlerimizin sakin duruşu sayesinde tahrik siyaseti hedefine ulaşamadı.
Bunların hiçbirinde muvaffak olamayınca bu sefer Türkiye’yi yabancılara şikayet etmeye, alenen kötülemeye başladılar. Başka ülkelerden bir tanesinin bize kendi ülkesini şikayet ettiğini, kötülediğini, kendi ülkesine karşı bizden yardım istediğini görmedik, duymadık.
Ama bizdeki muhalefet uluslararası her platformda, kendilerine her mikrofon uzatıldığında bunu yapmaktan kaçınmadı, kaçınmıyor. Ancak önceki gün bizim de tahmin edemeyeceğimiz yeni bir eşik aşıldı. Son olarak batıya yalvaracak kadar kontrolü kaybettiklerini gördük. Öyle büyük bir akıl tutulmasıyla karşı karşıyayız ki; Cumhuriyeti kurmakla övünen bir partinin genel başkanı çıkıyor, resmen "siyasi mandacılık" talep ediyor.
Ülkesini yabancılara şikayet etmek, batıdan medet ummak Türkiye’nin ana muhalefet partisinin genel başkanına yakışıyor mu? Yüz yıllık CHP’yi sırf yolsuzlukları savunmak adına böyle aciz bir duruma düşürmekten hiç mi hicap duymuyorsunuz?
Sayın Özel’e bir kez daha kendini toparlamasını, yolsuzlukları haklamak için kendisini bu kadar yormamasını tavsiye ediyorum.
Bu süreçte kamu düzeninin bozulmasına da göz yummayacağız. Yüzünü kapatan, polise saldıran, işinde gücündeki insanlarımıza tebelleş olan kim varsa emniyet birimlerimiz gerekli müdahalelerde bulunacaktır.
Kandırılmış, marjinal örgütlerin pençesine düşmüş dahi olsa bizim millet ve memleket düşmanlarına kaptıracağımız tek bir gencimiz olamaz. Onları da bir şekilde kazanmakla, onları da iyiye doğruya, ülkesinin ve milletinin safına katmakla mükellefiz."
Hibya Haber Ajansı